Öcalan’a statü sorunu nasıl çözülebilir? | Vahap Coşkun ile söyleşi

18.09.2026 medyascope.tv

18 Eylül 2026’da medyascope.tv'de yaptığımız söyleşiyi yayına Gülden Özdemir hazırladı

Ruşen Çakır: Merhaba, iyi günler. Çözüm sürecinde nasıl bir noktadayız? Son günlerin tartışması... Abdullah Öcalan'a yapıldığı söylenen yeni mekân, villa olarak söylüyor itiraz edenler. Ama onun ötesinde esas olarak Öcalan'a bir statü verilip verilmeyeceği meselesi ve tabii ki silahsızlanmanın nasıl geçtiği, Ekim ayındaki Millî Güvenlik Kurulu toplantısına MİT’in raporunun yetişip yetişmeyeceği. İşte bütün bunları Doçent Vahap Coşkun'la konuşuyoruz. Vahap, merhaba. 
Vahap Coşkun: Merhaba Ruşen abi. 

Ruşen Çakır: Şimdi seninle düzenli bir şekilde süreci takip ediyoruz adım adım. İlginç bir noktaya geldik. Aslında hemen hemen hiçbir şey konuşulmuyordu süreçle ilgili yasa çıktıktan sonra. Ama Devlet Bahçeli'nin Nagehan Alçı'ya söyledikleri ve onun aktarma şekliyle bir tartışma başladı. Öcalan'ın villası diye tarif ettiler; deniz manzaralı iki katlı bahçeli villa diye. Onun üzerinden bir kampanya yürütmek istediler. Ama esas orada Bahçeli'nin vurguladığı, gerek Nagehan Alçı'ya gerek daha sonra bir başka gazeteciye, esas sorun Öcalan'ın statüsü meselesi. Önce ev meselesine ya da yeni mekân meselesine bir girelim. Malum Şubat ayındaki görüşmede, ki aylar önce, Öcalan bu yeni mekândan bahsediyor ve kendisine bir statü tanınmadığı müddetçe o mekânı kullanmayacağını söylüyor. Ne dersin bu mekân tartışmasına? Kimilerinin tabiriyle villa, hatta İYİ Parti biliyorsun havuz da koydu bir yapay zekâya yaptırdıkları videoyla. 
Vahap Coşkun: Evet, aslında yeni bir tartışma değil, demin de ifade ettin abi. Şubat ayından beri en azından bu konu biliniyordu. Öcalan'a yeni bir mekân yaratıldığı ve burada da Öcalan'ın görüşmelerini yapmasının sağlanması yönünde çalışmaların devam ettiği belirtiliyordu. Ama Öcalan o görüşmelerinde statüsü kesinleşmeden bu mekâna geçmeyeceğini ifade ediyordu. Bahçeli'nin hem Nagehan Alçı'ya hem de Ceyhun Bozkurt'a verdiği söyleşilerde de anlıyoruz ki evet böyle bir mekân yapılmış ve evet Öcalan kendi pozisyonu netleşmediği için bu mekâna geçmeyi şu anda reddediyor. Bahçeli burada Öcalan'ın bu konudaki eleştirilerini haklı buluyor. Yani kendi pozisyonunun netleştirilmesi noktasındaki eleştirilerini haklı buluyor. Dolayısıyla daha önce teklif ettikleri barış ve siyasallaşma koordinatörlüğünün hâlen masada olduğunu ve hâlen geçerli olduğunu ifade ediyor. Bahçeli diğer konularda olduğu gibi bu konudaki istikrarı da bozmuyor. Ev meselesine gelince, şimdi bu ev denildiğinde ilk olarak akla hemen tabii ki Nelson Mandela geliyor. Mandela biliyorsun 1962'de yakalandı. 1990'da bırakıldı. 27 yıl cezaevinde kaldı. Ama cezaevinde kaldığı son 14 ayın onun geçmiş dönemdeki mahkûmiyetlerine benzeyen bir tarafı yoktu. İlk önce 1985'te Mandela ile devlet arasındaki görüşmeler, daha doğrusu temaslar başladı. Adalet Bakanı Coetsee Mandela ile görüştü. Sonra 1987'de bu görüşmeler hızlandı. 88'de Botha'yla, 89'da de Klerk'le görüştü. En son 1988'de bir tedavi için hastaneye götürülmüştü Mandela. Tedaviden getirildiğinde, tüberküloz tedavisinden getirildiğinde cezaevine götürülmedi. Daha doğrusu eski cezaevine götürülmedi. Capetown yakınlarındaki bir cezaevine götürüldü ve orada cezaevi görevlisi için inşa edilmiş olan bir evde kaldı ve bu Mandela'nın hem siyasi hem de hareket sahasını oldukça genişletti. Mandela burada hem Afrika Ulusal Konseyi'nin üyeleriyle hem gazetecilerle görüşme imkânı buldu. Devlet yetkilileriyle burada görüştü vesaire. Şimdi benzer bir yol ve yöntemin Öcalan için de öngörüldüğünü anlıyoruz. Öcalan'ın da bu süreç içerisinde oynayacağı kritik role binaen onun da çalışmalarını daha rahat yürüteceği bir mekâna geçmesi için gerekli hazırlıklar yapılmış. Bugün Mehmet Uçum'un açıklaması var. Bunun İmralı'ya ek bir yerleşke olarak yapıldığını ve amacın Öcalan'ın çalışmalarını daha rahat yürütmesi olduğunu ifade etti. Yine Ruşen abi biliyorsun zaten Öcalan'ın bu İmralı cezaevindeki çalışmalarını yürütürken yanında bir sekretaryası var. PKK davasından ceza almış kişilerden oluşan bir sekretaryası var. Onlarla birlikte yürütüyor. Muhtemelen bu yeni mekâna taşındığında bu sekretaryası ile birlikte taşınacak ve oradaki çalışmalarını yürütecek. Ben bu konunun çok büyütülecek, çok abartılacak, üzerinde siyaseten tepinilecek bir konu olduğu kanaatinde değilim. Bu sürecin içerisinde normal karşılanması gereken bir durum. Çünkü eğer silah bırakma süreci devam edecekse, başarılı bir şekilde devam edecekse bundan sonraki süreçte trafik daha da hızlanacaktır. Bu hızlanacak olan trafikte Öcalan'ın rol alması kaçınılmaz. Yani PKK'nin silahsızlandırılmasında Öcalan temel aktör. Dolayısıyla bu dağdan iniş sürecindeki bütün aşamalarda Öcalan bir şekilde rol alacaktır. Bu rol alırken dağdan kimlerin ineceği, hangi sıraya göre inecekleri, inerken ne tür bir tavır ve davranış içerisine girecekleri, hangi tedbirlerin alınacağı vesaire gibi konular, ki bunlar bu süreç içerisinde son derece önemli konular, bu konuları hem devletle hem de pek tabii olarak Kandil'le müzakere edecektir, konuşacaktır. O nedenle kendisinin böyle bir çalışma mekânının olması süreç için oldukça doğal karşılanması gereken, süreci hızlandıracak bir durum olarak gösterilir. Muhalefetin bunun üzerinden yapmış olduğu eleştirinin veya bunun üzerinden koparttığı kampanyanın da toplumda çok büyük bir karşılık bulmadığı kanaatindeyim. Çünkü bu sürece gelinceye kadar Öcalan süreçte vermiş olduğu sözlerin tamamını yerine getirdi. PKK'nin feshini gerçekleştirdi. Silah bırakmaya yönelik adımların atılmasını sağladı. Yine örgütün bütün yetkilileri yapmış oldukları bütün açıklamalarda Öcalan'ın iradesine bağlı olduklarını ve onun belirlediği yol haritasına uygun bir şekilde hareket edeceklerini söyledi. Dolayısıyla sonuç alınan bir yöntem bu. Bu yöntemi daha da derinleştirmek, bunun için gerekli tedbirleri almak bu anlamda son derece doğal. Bunu bir taviz veya işte Öcalan'a yönelik bir ayrıcalık olarak sunmak doğru değil. Bu sürecin gerektirdiği, sürecin içerisinde yapılması gereken bir iş olarak ele alınmalı ve böyle değerlendirilmeli. Ben toplumun çok büyük bir kesiminin de bunu bu şekilde değerlendirdiğini düşünüyorum. Muhalefetin bunun üzerinden yapmış olduğu eleştirilerin veya bunun üzerinden yürüttüğü kampanyanın toplumda bir karşılık bulmaması da bence toplumun meseleyi bu şekilde algıladığının bir göstergesi. 

Ruşen Çakır: Hatta ben şunu iddia ettim bir yayında: “Bu kadar kampanyanın yapılması aslında birtakım şeylerin normalleşmesini de sağlıyor” dedim. Bana göre öyle. Bu arada şunu biliyoruz, Öcalan bir alt komisyonda yer alacaktı. Bu komisyonun adı “Silahsızlanma ve Stratejik Koordinasyon”. Kürt hareketi bunu “Silahsızlanma ve Siyasallaşma” diye söylüyor. Ama devletin tabiriyle Silahsızlanma ve Stratejik Koordinasyon alt komisyonunda görev yapacağını Mehmet Uçum açıkladı. Zaten biliyorduk ama burada anladığım kadarıyla bunun resmiyete dökülmesi olmayabilir. Fiilen bunu yapacak ve bunu yaparken de anladığım kadarıyla o komisyonda ya bizzat ya da Öcalan'a yardımcı olarak birtakım Kürt hareketinden başka isimler de dahil olacak. Hatta bunların bazıları Avrupa'dan ya da Kandil'den ya da cezaevinden, yasanın uygulanması halinde, gelecek kişiler bile olabilir deniyor. Yani o komisyon, alt komisyon esas olarak PKK'nın bu süreci yönlendirmesinin yeri olacak ve Öcalan da oradaki en kilit isim olacak. 
Vahap Coşkun: Evet. Yani burada AK Parti ile MHP arasında şöyle bir farklılığın olduğunu söylemek mümkün. MHP Lideri Bahçeli daha önce yapmış olduğu bir açıklamada Öcalan için bir koordinatörlük önermişti ve bunun adını da koymuştu “Barış ve Siyasallaşma Koordinatörlüğü” diye. Bunun bu şekilde düzenlenmesi gerektiğini yani kurumsallaşması gerektiğini ifade etmişti. Ama AK Parti cenahından yansıyanlara bakılırsa onlar Öcalan'a herhangi bir hukuki sıfat atfetmektense Öcalan'ın fiili olarak bu kurulların içerisinde yer alması ve bunun üzerinden görev yapmasını öngörüyorlar. Çünkü hukuki olarak vasıflandırmanın, sınıflandırmanın kendileri açısından bir sorun yaratacağı, hukuki açıdan da birtakım sorunlar yaratacağını düşünüyorlar. Burada bu iki iktidar partisi arasında bir yaklaşım farklılığı var. Kanaatimce bu çözülmeyecek bir sorun değil. Yani belki ilk etapta fiili olarak bir görev yapma söz konusu olabilir. Daha sonra bunun bir hukuki çerçeveye kazandırılması öngörülebilir. Ama bu sorun yani Öcalan'ın süreçte ne şekilde yer alacağı, de jure mü yoksa de facto mu yer alacağı şeklindeki sorun çözülmeyecek bir sorun değil. Halledilmeyecek bir mesele değil. Bunu bir şekilde çözecekler. Hiç kuşkusuz Öcalan orada yer alırken kararları verme noktasında belki kendi başına hareket edebilir ama sahanın düzenlenmesi, kişilerin belirlenmesi, hareket noktalarının tespit edilmesi ve benzeri gibi konularda kendisine yardımcı olacak başka aktörler de bunun içerisinde yer alacaktır. Onların da çok büyük bir ihtimalle komisyondaki varlıkları fiili bir varlık olarak sürdürülecektir. O nedenle bu kurulların çalışmaya başlamasıyla birlikte bu tartışma daha net bir şekilde ortaya çıkacak. Şimdi Öcalan'ın son açıklamasında verdiği mesajlardan bir tanesi de buydu Ruşen abi hatırlarsan. Kurulların bir an önce çalışmaya başlaması gerektiğini söylüyordu. Yani son görüşmede Öcalan üç mesaj verdi asıl itibarıyla: “bir, adımlar karşılıklı olarak atılmalı; iki, kurullar bir an önce çalışmaya başlamalı; üç, süreç içerisinde birtakım provokasyonlar meydana gelebilir, bu provokasyonlara aklıselim ve diyalogla yaklaşılmalı” diyordu. Ve bu bağlamda son dönemlerde Rojava'da meydana gelen olayları zikrediyordu. Kurulların çalışmaya başlaması aynı zamanda Öcalan'ın pozisyonuyla da yakından ilintili. Yani kurullar fiilen çalışmaya başladığında Öcalan da fiilen artık o kurulun bir üyesi olarak çalışmaya başlayacak ve pozisyonu daha da netleşecek. O nedenle bunu talep etti, muhtemelen yakın bir süre içerisinde bu kurulların fiilen çalışmaya başlayacağını da göreceğiz. İktidar çevrelerinden gelen bilgiler, işte bu kurulların çalışma koşullarının belirlendiği ama bunun içerisinde kimlerin yer alacağı konusundaki fikir teatisinin devam ettiği yönünde. Bazı kurulların salt bürokratlardan oluşması, bazı kurulların ise bürokratların yanında başka aktörlerin de yer alması konusunda tartışmaların devam ettiği ama muhtemelen bu tartışmalar bir iki hafta içerisinde tüketilecektir ve kurullar çalışmaya başlayacaktır. 

Ruşen Çakır: Ama Ekim ayına beklenen umulan raporu hazırlama olayı gerçekleşmeyeceğe benziyor. Çünkü Ekim'e bir şey kalmadı. Muhtemelen daha uzayacak. Bu arada Öcalan'la ilgili Bahçeli'nin de vurguladığı olay biliyorsun gazetecilerle konuşması meselesi. Ben bunu baştan beri dile getiriyorum ve talip olduğumu da söylüyorum. Geçen bir şey gördüm, birisi oturmuş şey diye yayın yapmış YouTube'da, “Gazeteciler gitti ama konuşmuyorlar” diye sallamış yani. Hatta böyle isim vermiyor ama beni de tarif ettiğini tahmin ediyorum. Yani düşünebiliyor musun? Ben İmralı'ya gidiyorum ve konuşmuyorum. Yani gazeteci niye gider konuşmayacaksa? Umarım en kısa zamanda olur. Bahçeli de bunu sürekli vurguluyor ama o konu çok hassas. Ben geçen de bunu başlı başına ele aldım biliyorsun. Bu bence önemli. Ve yine özellikle iktidarın AK Parti kanadı korkuyor. Yani Öcalan şimdi medyaya konuşacak ve bu kamuoyunda infiale yol açar mı diye. Ama Bahçeli korkmuyor. Ve ben hatta geçen yaptığım yayında Duran Kalkan'la yaptığım röportajı örnek verdim. Mesela Duran Kalkan röportajı devletin aslında istediği bir röportaj değildi. Çünkü ne olur ne olmaz hani, anlıyor musun? Yani bir şey söyler ve... Ama sonra röportaj çok olumlu tepkiler aldı. Özellikle PKK'ya karşı çok olumsuz görüşleri olan kesimler tarafından izlendiğini ve önem verildiğini biliyorum. Tabii ki alkışlamamışlardır ama... Öcalan'ın da hani geçmişteki Mehmet Ali Birand ve diğer röportajlarını hatırlayınca, en son biliyorsun Fatih Altaylı'yla Türkiye'de yayınlanmayan bir röportajı vardı. Örgüt yayınladı. Biz de Medyascope'ta paylaştık o videoları ve çok ilgi gördü ve insanlar şaşırdı aslında. Çünkü Öcalan, Fatih Altaylı, Mehmet Ali Birand gibi isimler üzerinden kimlere ne mesaj vereceğini bilen ve yapabilen birisi. Ne dersin sen? Ortada risk mi ağır basıyor, fırsat mı? 
Vahap Coşkun: Yani önce şeyi söyleyeyim Ruşen abi, bu Ekim Kasım muhabbeti. Yani benim de başından itibaren savunduğum görüş bu silahsızlanma sürecinin mümkün olan en kısa süre içerisinde bitirilmesi idi. Bu anlamda Ekim ayında Millî Güvenlik Kurulu'nun kararı alması ve yasanın hükümlerinin uygulamaya geçmesinin son derece önemli olduğunu düşünüyordum. Çünkü ondan sonra da 6 aylık bir süreç var. Dolayısıyla bu süreçleri elden geldiğince çabuk yürütmek işin doğası gereğidir. Ama bugün Mehmet Uçum'un açıklamasında o da Ekim veya Kasım ayında olacağını ifade ediyor. Yani sahadaki gelişmelerin olumlu bir şekilde seyrettiğini ifade ediyor. Hakan Fidan'ın Suriye temaslarından, Irak Başbakanının Türkiye'ye gelişinden, dolayısıyla sahadaki işlerin olumlu bir şekilde ilerlediğinden söz ediyor. Ama Ekim ayında yetişmesi zor olsa bile muhtemelen en son Kasım ayında bir kararın alınmasını bekleyebiliriz. Öcalan'ın konuşmasına gelince, şimdi Öcalan'ın konuşmasında şöyle bir handikap var: Biz Öcalan'ın fikirlerine doğrudan muhatap olamıyoruz. Yani Öcalan'ın fikirlerini doğrudan duyamıyoruz. Devletin birtakım, tırnak içerisinde, editoryal müdahalesinden ve DEM heyetinin yapmış olduğu açıklamalardan biliyoruz. Oysa Öcalan'ın doğrudan gazetecilere konuşması kendi fikirlerinin ilk elden bilinmesini, ilk ağızdan duyulmasını sağlayacaktır. O nedenle ben gazetecilere açılmasının doğru olacağı kanaatindeyim. İkinci olarak, hani bu bir risk içerir mi? Ben sürecin aktörlerinin sürecin gerektirdiği hassasiyet ile konuşma konusunda ciddi bir özen gösterdiklerini düşünüyorum. Demin senin bahsettiğin Duran Kalkan röportajı bunlardan bir tanesi. Yani kendi kitlelerine konuşurken kullandıkları kavram seti ile genel olarak halka, bütün bir topluma, bütün bir toplumu ikna etmeye yönelik konuştuklarında kullandıkları kavram setleri birbirinden son derece farklı. Dolayısıyla Öcalan'ı bütün herkese karşı konuşur hale getirmek, onun mesajlarının herkese iletileceğini bilerek konuşmasını sağlamak çok daha hani dikkatli bir süreç dili kullanılmasını da beraberinde getirebilir. O nedenle bu gazetecilerle konuşmanın kapılarını açmak gerekiyor. Ve üçüncü olarak da yani Öcalan eninde sonunda gazetecilerle konuşacak. Bunu bir süre erteleyebilirsiniz, bir süre geciktirebilirsiniz ama nihayetinde bir dönem gelecek ki doğrudan gazetecilerle konuşması gereken vakit gelmiş olacak. Onu da çok geciktirmemek gerekiyor. O nedenle Öcalan çıksın konuşsun. Gazeteciler sorularını sorsunlar. Toplumun kafasındaki bazı endişeler, kaygılar, soru işaretlerini ona iletsinler. Onun bu konudaki tavrını alsınlar vesaire. Ben bu tür bir iletişimin süreç açısından bir zarar getireceğini düşünmüyorum. Çünkü aktörlerin sürecin gerektirdiği bir hassasiyetle konuşmaları gerektiği konusunda bir farkındalıkları olduğunu zannediyorum. 

Ruşen Çakır: Şimdi bir diğer önemli sorun, geçen Mustafa Karasu Medya Haber kanalına verdiği röportajda altını çiziyor, ki gerçekten kritik bir konu. İlk aşamada yasadan yararlanamayacak olan sayıları 800'e yakın olduğu söylenen bir grup var. Bunlar üst düzey yönetici ve doğrudan öldürme olaylarına karıştıkları ileri sürülen militanlar. Onların bir süre bekleyeceği söyleniyor. Yani önce süreç başlayacak, eğer başarılı olur yolunda giderse, kamuoyu bunu kabullenirse daha sonra daha ağır isimlere de sıra gelebilecek, gelecek değil de gelebilecek ve bir bekleme söz konusu. Beklemenin de akıl yürütmeleri şöyleydi: Irak'ın kuzeyinde Süleymaniye, Erbil yani KYB ve KDP'nin denetimindeki bölgelerde bunların muhafaza edilmeleri, yani kamp gibi birtakım yerler herhalde söz konusu. Çünkü biliyorsun üçüncü ülkeleri iki taraf da istemiyor. Yani Norveç'te falan istemiyor ama Mustafa Karasu net bir şekilde bunu kabul edemeyeceklerini söylüyor. Yani bir anlamda herkesin birden gelmesi gibi bir talep herhalde var ama devlet de buna yanaşmıyor. Bu baştan beri konuşulan ve tartışılan ve tıkanıklık yaşanan bir konu. Sence bu aşılabilir mi yoksa bayağı bir olayın önünde bir engel oluşturur mu? 
Vahap Coşkun: Şimdi belki birbiriyle bağlantılı iki farklı sorundan bahsetmek mümkün. Bunlardan bir tanesi dağdan inişler toplu bir halde mi olacak yoksa daha çok bireysel düzeyde mi gerçekleşecek? Muhtemelen PKK'nin talebi ve isteği bu dönüşlerin bir şekilde toplu bir halde olması yönünde olabilir. Ama devlet daha önce yaşamış olduğu tecrübelerden hareketle bu tür bir görüntünün toplumda negatif bir etki uyandıracağını düşünüyor ve bu dönüşlerin mümkün mertebe bireysel bir şekilde olması gerektiğini belirtiyor. Nitekim yasa da bunu aslında zorluyor. Çünkü bireysel başvurular olacak. Herkesin dosyası ayrı bir şekilde değerlendirilecek ve buna göre kişilerin gelip gelmeyecekleri veya ne zaman gelecekleri kararlaştırılacak. O nedenle bu dönüşler bence çok büyük bir ihtimalle yasanın da uygulanma şeklini dikkate aldığımızda bireysel bir şekilde gerçekleşecek. Bu 800 kişinin durumuna gelince, yine aslında bu konu uzun süredir tartışılan konulardan bir tanesi. Yanılmıyorsam Şubat ayındaki görüşmelerinden birindeydi veya daha eski bir görüşme de olabilir. Öcalan devletin ve toplumun da bir hazmetme kapasitesinin olduğundan bahisle bazı arkadaşlarının belirli bir süre bekleyebileceklerini, onlarla ilgili düzenlemelerin daha sonra yapılabileceğini ifade etmişti. Bahsettiği kişiler bu 800 kişiye tekabül ediyor. Dolayısıyla burada zannediyorum devlet ve Öcalan aşamalı, kademeli bir gelişten hareket ediyorlar. “Önce dosyaları çok büyük bir problem oluşturmayacak olan kişilerin dönüşü sağlansın. Toplum bunları görsün. Burada herhangi bir problemin olmadığı kabulü toplumda yaygın bir şekilde otursun. Ondan sonra diğer örgütün üst kademe yöneticilerine yönelik düzenleme yapılabilir” şeklinde bir yol haritası üzerinden yürüyorlar. Şimdi Karasu'nun bu konudaki açıklamaları elbette ki bu süreç içerisinde kendi pozisyonlarını güçlendirmek, tahkim etmek amacını da taşıyor. Ama burada da nihayetinde karar verecek olan kişi Öcalan. Ben burada aşamalı bir yolun takip edileceğini düşünüyorum. Bu kişiler için düzenlemenin sonraya bırakılacağını ve bunların da Öcalan tarafından ikna edileceği kanaatindeyim. 

Ruşen Çakır: Peki, arada sizin oradaki tabelalar tekrar gündeme geldi. Ben yıllardır gidiyorum ve o tabelaları yıllardır görüyorum. Sonra bir baktım bunu görünce — İYİ Partililer dile getirdi, işte çift dilli tabela, Kürtçe tabela — dedim, "Yeni bir şey mi oldu?" Yani çünkü öyle sundular ama bu birkaç yıllık yani 5-6 yıllık bir şeydi değil mi? 
Vahap Coşkun: 2013'ten beri var Ruşen abi. 

Ruşen Çakır: Daha da fazla yani.  
Vahap Coşkun: Evet. 

Ruşen Çakır: Peki niye şimdi gündeme geldi? 
Vahap Coşkun: Bu son derece aslında normal bir durum. Normali şu; dünyanın diğer ülkelerinde de çözüm süreçlerine baktığımızda iki hali tecrübe ediyoruz. Birincisi, sürece en fazla karşı çıkanlar bu çatışmaların en az etkilediği yerler. Yani en az etkilenen yerlerin sürece karşılıkları çok daha sert olabiliyor. Bu bir. İkincisi, süreç içerisinde adımlar atıldıkça, süreç somuta erdikçe, ete kemiğe büründükçe, birtakım somut sonuçlar ortaya çıktıkça karşıt olanların sesi daha fazla yükselir ve burada bulabildikleri her taşı atmaya yeltenirler ve olmayan taşları da atarlar. Bu tabelalar da böyle bir şey. Tabelalar uzunca bir süredir Türkiye'de var ve bu tabelaların iki dilli olması bugüne kadar herhangi bir problem teşkil etmedi ama sanki bu sürecin bir sonucuymuş gibi yansıtıldı. Sadece tabelalar değil Ruşen abi. Aynı zamanda mesela Zazaca ile ilgili bir müfredat düzenlemesi yapıldı. O da çok uzun süreden beri yapılan bir iş, rutin bir iş yani. Ama bunu da örneğin Zafer Partisi sürecin bir sonucuymuş gibi yansıttı. “Hani PKK bir pazarlık yapmadan silah bırakmıştı” şeklinde yansıttı. Sanki bu da bir pazarlığın sonucuymuş gibi yansıtmıştı. Dolayısıyla bu tür çarpıtmalar, gerçek olmayan bilgiler, bu tür provokatif paylaşımlar bundan sonraki süreçte de muhtemelen karşımıza çıkacak. Süreç ilerledikçe bu tür yalan, yanlış bilgiler üzerinden toplumun algılarının menfi bir yönde değişmesi yönündeki çabalar da artacak. Burada sürecin taraflarının son derece dikkatli olmaları gerekiyor. Toplumu anında bilgilendirmeleri gerekiyor. Bu provokatif bilgilerin yanlışlığını net bir şekilde ortaya koyup toplumu aydınlatmaları gerekiyor. O nedenle bunları da bütün bu olan bitenleri, tabelalar, müfredatlar üzerinden tartışmaları, bir taraftan sürecin ilerlemesi, bir taraftan bu ilerlemeye duyulan korkunun bir yansıması olarak değerlendirmek mümkün. 

Ruşen Çakır: Peki sizin takım ne işe yarıyor bu arada? Amedspor bayağı bir ortalığı karıştırıyorsunuz. Sürece katkısı, etkisi nedir? Seninle Amedspor ilk olduğunda bayağı kapsamlı bir yayın yapmıştık. Epey de ilgi görmüştü. Şimdi kaç maç oldu? 5 maç oldu değil mi?  
Vahap Coşkun: 5 maç oynadı. 

Ruşen Çakır: Evet. Bunun üçünü kendi sahanızda yaptınız. İkisi deplasmanda oldu. Bir tanesinde bir sorun çıktı, diyelim. Diğerinde Kasımpaşa'da bir sorun çıkmadı diye biliyorum. Çıktıysa da önemli değil herhalde.  
Vahap Coşkun: Yani 5 maç genel hatları itibarıyla iyi yönetildi. Onu net bir şekilde söyleyebiliriz. Herhangi bir şekilde bunları provoke etmek isteyen gruplara karşı gerekli tedbirler alındı ve bazı provokatif eylemler hakkında da yasal süreçler başlatıldı. Bu, bundan sonraki dönemlerde de bu tür eylemler yapacak olanlar için önemli bir uyarıcı işlevi görüyor. İlk üç maç son derece kritikti. Yani içerideki Erzurum maçı, deplasmandaki Kocaeli maçı ve ondan sonra içerideki Trabzon maçı. Çünkü bunlar üzerinden son derece yoğun bir sosyal medya hareketliliği söz konusuydu. Ama üç maç da çok şükür çok büyük bir problem yaşanmadan atlatıldı. Maçlar ilerledikçe Amedspor'un ligdeki varlığı da daha doğallaşacak ve oradan herhangi bir şekilde sürece yönelik olumsuz bir çıkarım yapmak isteyenlerin de eli azalacaktır diye düşünüyorum. Amedspor şu anda bundan ziyade oynadığı futbolla, topladığı puanlarla gündemi oluşturuyor. Yani hangi spor medyasını açarsanız, hangi yorumcuyu dinlerseniz Amedspor'un gerek oynadığı oyun, gerek transfer politikası, gerekse kendi evinde seyircisini arkasına almasındaki o muazzam destek çok ciddi manada bir övgü topluyor. Bu da Amedspor açısından son derece önemli. Amedspor lige çıktığında ilk hedef olarak önüne bu ligde kalıcı olmayı, artık ligden düşürülecek gözüyle bakılacak bir takım olmamayı koymuştu. Ama ilk beş maçlık performans sanki bu hedeflerin daha fazla olması gerektiği konusunda birtakım işaretler veriyor. Bu haftaki Beşiktaş maçı da bu anlamda son derece önemli. Burada ciddi bir test maçı olacak Amedspor açısından. Bu testi başarıyla geçmesi halinde Amedspor'un da önü parlak, geleceği parlak diye söyleyebiliriz. 

Ruşen Çakır: Peki, son olarak şunu soracağım. Hep konuştuğumuz bir husus; bölgede insanlar, Kürtler sürece nasıl bakıyor? Hani ilk başta söylediğimiz hep bir temkinli iyimserlik vardı. Şimdi temkinin azalıp iyimserliğin artması gibi bir olay gözlüyor musunuz orada? Yoksa bir "yine ne olacağı belli olmaz" hali, süreç başarıya ulaşamayabilir kaygısı hâlâ var mı görünür bir şekilde? 
Vahap Coşkun: Yani bu kaygı elbette hâlâ var ama eskisi kadar keskin mi diye sorarsanız eskisi kadar keskin değil. Yani silahsızlanma konusunda epey bir mesafenin katedildiği ortak olarak paylaşılan bir düşünce haline geldi. Burada artık top biraz da iktidarın sahasında. Yani bu siyasal mutabakatı güçlendirmek, sürece yönelik olan eleştirileri azaltmak ve sürece yönelik olan güvensizlikleri de azaltmak, güveni arttırabilmek için iktidarın atması gereken birtakım adımlar var. Yani bir taraftan sahada artık silahsızlanmayı mutlak bir hale getirmek, silahın geri dönüşü olmadığını göstermek son derece önemli ve değerli. Ama bunun yanında bunu bir demokratikleşmeyle güçlendirmenin de kendisini dayattığı bir dönemden geçiyoruz. Örneğin Öcalan'ın yapmış olduğu karşılıklı adımların atılması bu bağlamda da değerlendirilebilir. Mesela hâlâ kayyum uygulamasının olmasının, seçilmiş kişilerin kendi görevlerinin başına dönmemesinin izahı yok veya Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanmaması, bu bağlamda özellikle Demirtaş'ın tahliye edilmemesinin bir izahı yok. Bu adımlar atıldığında yani siz sahadaki silahın geri dönüşsüzlüğünü bir demokratikleşme paketiyle de güçlendirdiğinizde o zaman bu kaygılar son derece azalacak. Bir de tabii toplumla kurulan ilişkiler son derece önemli. Yani farklı toplumsal kesimler ile ilişkiler kurma noktasında iktidar biraz geç kaldı. Şimdi işte sahaya yeni çıktılar. Örneğin AK Parti “Türkiye buluşmaları” adı altında kendi tabanına süreci anlatmaya başlıyor. Bunlar da dikkate alındığında bu ruh hali geçmişe oranla daha iyi ama biraz daha iyi olabilmesi için hâlâ atılması gereken çok daha fazla sayıda adımın olduğunu belirtmek lazım. 

Ruşen Çakır: Son dedim ama yine bir soruyla bitirelim. En çok seni ne kaygılandırır şu aşamada? 
Vahap Coşkun: Yani çeşitli tehlikeler var. Süreç içerisinde işte birtakım provokasyonların olması bu anlamda önemli. Sürecin sadece güvenlik ile irtibatlı bir şekilde ele alınması önemli problem kaynaklarından bir tanesini oluşturabilir. Bu çerçeveyi genişletme noktasında bir yeniden bakışa ihtiyacımız var Ruşen abi. Benim kanaatim bu 2 yıllık süreç içerisinde izlenen siyaset kendi istiap haddini doldurdu. Artık yeni bir yol haritasına, yeni bir iletişim stratejisine ihtiyaç var. Bugüne kadar biz daha ziyade teknik kavramlar üzerinden süreci tarif ettik. İşte temas gibi, çağrı gibi, fesih gibi, çerçeve yasa gibi siyasi boyutları da olan ama daha ziyade teknik bir hat üzerinden ilerledik. Şimdi biraz daha siyasi, biraz daha hukuki bir hattın inşa edilmesi lazım. İşte entegrasyon gibi, demokratikleşme gibi, toplumsal barış gibi, yeni bir siyasal düzen gibi kavramların daha fazla konuşulması ve buna uygun bir şekilde hareket edilmesi gereken bir döneme giriyoruz. Aynı zamanda sürecin ismini değiştirmek lazım. “Terörsüz Türkiye” de miadını doldurdu. Bir taraftan “Terörsüz Türkiye”, bir taraftan “Barış ve Demokratik Toplum Süreci” gibi iki farklı isimle yürütülen bir süreçten bahsediyorduk. Bunların birbirlerine alternatif, birbirlerine karşıt olmadıklarını deyimleyen, topluma hem bir pozitif gündem veren yeni bir dile, yeni bir süreç tanımlamasına ihtiyacımız var. Siyasi aktörlerin bu konuda alacakları roller son derece önemli. İçeride birtakım odakların sürece yönelik eylemlilikleri olabilir. Dışarıda zaten bölgenin kaynayan bir tarafı var. Buradan sürece yönelik bazı hareketlilikler olabilir. O nedenle ben burada zaman yönetiminin son derece önemli olduğunu düşünüyorum. Yani doğru bir zaman yönetimi sürecin kaderini belirlemede son derece etkili olacaktır. O nedenle tarafların üzerine düşenleri yapması ve bir an önce bu süreç içerisinde safhaları bitirip bir sonraki safhaya geçmeleri gerekiyor. İşte silahsızlanma konusunda PKK üzerine düşeni yapmalı, yasanın hükümlerinin uygulanmasının yerine getirilmesi noktasında da devlet, Millî Güvenlik Kurulu, iktidar ortakları üzerlerine düşeni yapmalı. Zamanın kullanımı bu anlamda son derece önemli. 

Ruşen Çakır: Çok teşekkürler Vahap. Yine çok güzel bir yayın oldu. Eksik olma. Çok sağ ol. 
Vahap Coşkun: Eyvallah. 

Ruşen Çakır: Evet, çözüm süreci... Öcalan'ın yeni mekanıyla beraber tekrar küçük çaplı tartışmalar var ama süreç devam ediyor. Engeller neler, nasıl aşılabilir? Bunları Doçent Vahap Coşkun'la konuştuk. Kendisine çok teşekkürler. Sizlere de bizi izlediğiniz için teşekkürler, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
26.09.2026 Fon krizi iktidarı sarsar mı?
25.09.2026 YENİ Parti'nin krizi
24.09.2026 Kazım (Koyuncu): Yarım Kalan
21.09.2026 Güran ailesi yeniden yargılama istiyor: Baran Güran ile söyleşi
21.09.2026 Camiye siyaseti sokmak: Neden olmasın!
21.09.2026 Olup bitenleri anlayamayanlar için fon krizi: Kerim Rota ile söyleşi
20.09.2026 2028'de Erdoğan'ı yeniden seçtirmek için seçim düzenlenecekmiş...
18.09.2026 Öcalan’a statü sorunu nasıl çözülebilir? | Vahap Coşkun ile söyleşi
16.09.2026 Öcalan şubat ayında uyarmıştı: “Bu mekânı bilseler kıyamet koparırlar, yetkilileri hainlikle suçlarlar”
13.09.2026 ‘‘Kesintisiz direniş hareketi’’: YENİ Parti’nin Üsküdar mitinginden izlenimler
26.09.2026 Fon krizi iktidarı sarsar mı?
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı